Osman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. Oğullarının yurt dışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris’e gönderdi. Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger’in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı.
Yurda döndükten sonra devletin farklı kademelerinde görev aldı. İlk görevi Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü idi. Mithat Paşa’nın Bağdat’a vali olması nedeniyle geldiği bu şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yaptı, Bağdat tarihi ve arkeolojisi ile ilgilendi.
İstanbul’a döndüğünde Saray Protokol Müdür Yardımcısı olan Osman Hamdi, bu sırada Viyana’da düzenlenen Uluslararası Sergi’ye komiser olarak katıldı.

1875 yılında Kadıköy’ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirildi ve bu görevi bir yıl sürdürdü

Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra devlet memurluğundan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881’de Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dethier’in ölümü üzerine padişahın şahsi emri ile müze müdürlüğüne atandı.

 

1 Ocak 1882’de padişah II. Abdülhamit, tarafından bir başka göreve daha atandı. Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı.
Müze müdürlüğü sırasında ilk Türk bilimsel kazılarını başlatan Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı, Lagina (Muğla, Yatağan) ve Sayda(Lübnan)’da arkeolojik kazılar gerçekleştirdi. Sayda’da yaptığı kazılarda bulduğu antik eserler arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan İskender Lahiti de bulunmaktadır. Söz konusu eserler, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Osman Hamdi Bey, ona uluslar arası ün getiren bu kazılarla ilgili olarak arkeolog Salomon Reinach ile birlikte “ Une necropole a Sidon (Sayda Kral Mezarlığı)” adlı bir kitap yazmış ve 1892’de Paris’te yayımlatmıştır.
Osman Hamdi Bey, yakın çevresini de çeşitli kazılarda görevlendirmişti. Oğlu Mimar Ethem Bey’in Tralles natik kentinde (Güzelhisar, Aydın) yaptığı kazılarda Antik Yunan tanrısı Artemis’e atfedilmiş bir tapınağın frizleri ile daha birçok eser ortaya çıkarıldı ve Müze-i Hümayun’a getirildi. Aydın’da Alabanda ve Sidamara antik kentlerindeki kazılarının başında kardeşi Halil Ethem Bey’i görevlendirdi. Müze Memurlarından Makridi Bey, Rakka, Boğazköy, Alacahöyük, Akalan,Langaza, Rodos, Taşöz ve Notion kazılarını yürüttü.
Osman Hamdi Bey, kazılar neticesinde artan eserleri sergileyebilmek için yeni bir bina arayışına girdi. Eserler, Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e taşınmıştı ancak burası da yetersiz gelmekteydi. Devrin yöneticilerini ikna ederek bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi binasını inşa ettirdi. Üç aşamada tamamlanan müze binasının ilk kısmı1899’da, ikinci kısmı 1903’de, üçüncü kısmı 1907 yılında ziyarete açıldı. Müzenin içinde fotoğrafhane, kütüphane, modelhane yaptırdı.
Müze-i Hümayun, arkeoloji ağırlıklı bir müze olmuştu. Koleksiyondaki silahlar ve askeri teçhizatlar Aya İrini’de bırakıldı ve “Esliha-i Askeriye Müzesi” adıyla düzenlendi. Bugünkü Askeri Müze’nin temeli olan bu yeni müze, 1908’de ziyarete açıldı. Osman Hamdi Bey’in İstanbul dışındaki kentlerde kurdurduğu eser depoları ilerde kurulacak bölge müzelerinin temeli oldu. Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerinin eserlerini mektebin büyük salonunda toplayarak Güzel Sanatlar Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmaya başladı. Tüm bu çabaları, onu çağdaş türk müzeciliğinin kurucusu yapmıştır.
Osman Hamdi Bey, müzecilik ve arkeoloji çalışmalarını sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmadı. Resimlerini genellikle Eskihisar, Gebze’deki evinde geçirdiği yaz aylarında yaptı. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressamdı.Resimlerinde okuyan, tartışan, özlemini duyduğu Türk aydın tipini ve dışarıya açılmış kadın imgesini ele aldı. Dekor olarak tarihi yapıları, aksesuar olarak tarihi eşyaları kullandı. “Kaplumbağa Terbiyecisi” (1906), “Silah Taciri” (1908) Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerindendir. Birçok resmi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Londra, Liverpool ve Boston müzelerinde sergilenmektedir.
Osman Hamdi Beyin kısa yaşam öyküsünü yukarıda yazıldığı gibi olmakla birlikte, asıl dikkat çekmek istediğim bu yaşam sürecinin mimari ile buluşması ve bunun sanatındaki yansımaları.

 

Osman Hamdi Bey mimari anlamda dünyanın sayılı şehirlerinde olan Paris de 12 yıl boyunda hukuk eğitimi alması, daha sonra bağdat gibi özellik İslami mimarının en iyi örneklerinin olduğu bir kente görev alması, şehrin çeşitli görünümlerini yansıtan tablolar yapacak kadar etkilenmiştir.
1875 yılında Kadıköy’ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak görevlendirilmesi kentliliğe mimariye yatkınlığı hakkında bize ipuçları vermekte.
Daha sonra müze müdürü olması ise sanatçı kimliği yanında müzedeki eserleri daha çağdaş, özel bir sunum ve müze kültürü oluşturmuştur.
Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebinin müdürlüğü ile görevlendirilmişti. Okul binasını Mimar Vallaury ile birlikte tasarladı. Binanın inşası ve akademik kadronun kurulmasının ardından okulu 2 Mart 1883’te öğretime açtı. Sanayi-i Nefise Mektebi, 1 Ocak 1882’de kurulmuş ve bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adıyla eğitime devam eden sanat okuludur. Bugün bile ülkemizde ve dünyada güzel sanatlar alanında ve mimari alanda çok etkin eserler veren mimar, sanatçı yetiştirmekte olan bu okulun temelinde Osman Hamdi Beyin olması çokta şaşırtıcı değil.Okul binasını Mimar Vallaury birlik tasarlamak istemesi sıradan bir tercih değildir.Bu tercih sadece ikisinin Beaux de Arts’dan eğitim almış olmasında kaynaklanmamaktadır. Alexandre Vallaury lavente bir ailenin çocuğudur. Laventeler Türkiye yerleşirken neredeyse bütün yaşam şekillerini de taşımışlardır, İzmir İstanbul gibi gümrük kentlerinde kendilerine mimarı özellikleri taşıyan evler inşa ettirmişlerdir.Bir çok yapı malzemesini ülkemize taşıyıp mimari kültürümüzle tanıştırmışlardır, Bu yapı malzemelerinde biride karosiman, desenli karo çinilerdir detaylı bilgi için www.karoantoloji .com alabilirsiniz.
Osman Hamdi Bey arkeoloji kazılarında çıkan eserleri sergilenecek yer sıkıntısı olmasında dolayı İstanbul Arkeoloji Müzesi inşa eder. Çağdaş müzecilikte önemli bir adımdır.
Osman Hamdi’nin tablolarının çoğunda arka figürlerde geometrik desenler, özellik altıgen, motifli renkli(özellikler mavi renk ağırlıklı) desenler kullanmıştır.
Sanırsam Osman Hamdi Beyin bir çok mesleğinden biride Mimarlık desek yanlış olmaz
Hüseyin MANTO

 

UA-58933804-1 ga('require', 'GTM-W2NLSMX');